Mikroenjeksiyon ilk kez 1992 yılında uygulandı ve günümüzde özellikle erkek kısırlık vakalarında gayet başarılı sonuçlar elde etmeyi sağlayabiliyor. Bu yöntem uygulanmaya başlanmadan önce erkek üreme hücreleri olan sperm ile kadın üreme hücresi olan yumurta bir araya getiriliyordu. Sonrasında ise döllenmenin gerçekleşmesi bekleniyordu. Ancak tahmin edilebileceği gibi her daim başarılı sonuçlar elde edilemiyordu. Geliştirilen intrasitoplazmik sperm enjeksiyonu yani ICSI yöntemi ile başarı oranı da yükseldi.

Fakat bu yöntemde döllenmenin kendi kendine olması beklenmiyor. Laboratuvar ortamında döllenmenin gerçekleşmesi sağlanıyor. Öncelikle yumurta çevresinde yer alan kumulus hücrelerinin temizlenmesi sağlanıyor. Sonrasında ise spermin yumurtaya enjeksiyonu yapılıyor. Böylelikle döllenmenin meydana gelme olasılığı çok daha fazla güçlendirilmiş oluyor. Yumurtanın toplanmasından sonraki 2 saat ile 4 saat arasında mikroenjeksiyon uygulamasının gerçekleştirilmesi gerekir. Bu işlemle ilgili merak edilen tüm önemli konulara açıklık kazandıracağız. Ancak öncesinde kimlere uygulandığı konusunu ele alalım.

Mikroenjeksiyon Kimlere Uygulanır?

Gebelik elde etme olasılığını belirgin bir düzeyde yükselten mikroenjeksiyon yönteminin kimlere uygulandığı da merak edilen hususlardan biridir. Bu sorunun yanıtını kısa bir liste halinde aktarabiliriz:

  • Sperm sayısının az olması
  • Azospermi durumu
  • Sperm hareketliliğinin düşük olması
  • Sperm morfolojisinde ileri derecede ( % 95 oranında ve daha fazla oranda) bozukluk olması
  • Antisperm – antikorlar gibi nedenlerle gebelik elde edilememesi
  • Daha önce tüp bebek denemesi yapılmış ve IVF tekniği ile başarı elde edilmemiş olması
  • Hastaya preimplantasyon genetik tanı (PGD) uygulanacak olması
  • Nedeni bilinmeyen infertilite tanısının konmuş olması

Görüldüğü gibi bu yöntem genellikle erkeğe bağlı kısırlık problemleri mevcut olduğunda tercih ediliyor. Döllenmenin laboratuvar ortamında gerçekleşmesi sağlanıyor ve sonrasında döllenen yumurta kadının rahmine yerleştiriliyor. Embriyonun transfer edilmesinin ardından gebelik için bir süre beklenmesi gerekiyor. Şayet embriyo rahme tutunur ve sağlıklı bir gebelik oluşursa embriyo transferinden yaklaşık 10 – 12 gün sonrasında yapılan gebelik testi sonucu pozitif çıkar. Bazı kadınlarda hamilelik testi için birkaç gün daha beklenmesi gerekebilir.

Mikroenjeksiyon Neden Yapılır?

Öncelikle mikroenjeksiyon yönteminin tüp bebek tedavisi kapsamında gerçekleştirildiğini belirtelim. Döllenme olasılığının yükseltilmesi ve laboratuvar ortamında döllenmenin gerçekleşmesinin sağlanması ise bu yöntemin en temel uygulanma amacıdır. Genel olarak bakıldığında ise tüp bebek tedavisinde başarı olasılığını yükseltmek amacıyla gerçekleştirilen bir teknik olduğunu söyleyebiliriz. Bilindiği gibi tüp bebek tedavisinde başarıdan söz edebilmek için öncelikle erkek ve kadın üreme hücrelerinin buluşması, döllenmenin meydana gelmesi gerekiyor.

İşte bu noktada spermin hareketliliğinin az olması, sperm sayısının az olması ya da sperm şeklinin bozuk olması gibi nedenlerle döllenmenin meydana gelmesi mümkün olmayabilir. Bu sorunu ortadan kaldırmak için de tercih edilen en başarılı teknik mikroenjeksiyondur. Çünkü bu yöntemde döllenmenin kendiliğinden meydana gelmesi beklenmez. Döllenme laboratuvar ortamında gerçekleştirilir ve dolayısıyla döllenmenin meydana gelmemesinden kaynaklanan tüp bebek tedavisi başarısızlığının da önüne geçilmiş olur.

Hem ülkemizde hem de dünya genelinde yardımcı üreme teknikleri arasında en başarılı olanı tüp bebek tedavisidir. Şimdiye dek yüz binlerce çiftin bebek sahibi olma hayalinin gerçekleşmesini sağlayan bu yöntemde yeni teknikler geliştirilmeye devam ediyor. Bu sayede çiftlerin bebek sahibi olmasının önündeki engeller de aşılabiliyor. Zira intrasitoplazmik sperm enjeksiyonu yani ICSI yöntemi de bu kapsamda değerlendirilebilir. Erkeğe bağlı kısırlık durumunda rahatlıkla uygulanabilen bu teknik sayesinde gebeliğin elde edilmesi de mümkün kılınıyor.

Dikkatinizi çekebilir –> İnfertilite

Tüp Bebek Mikroenjeksiyon Farkı Nedir?

Günümüzde tüp bebek tedavisinde mikroenjeksiyon yönteminin eskiye nazaran daha sık tercih edildiğini söyleyebiliriz. Bu yöntemin farklı ise tüp bebek tedavisinin döllenme aşamasında ortaya çıkıyor. Bu yöntemin farkını anlamak için tüp bebek tedavisinde kullanılan iki teknik hakkında da bilgi sahibi olunmalıdır. Bu teknikler;

  • İn vitro fertilizasyon (IVF)
  • İntrasitoplazmik sperm enjeksiyonu (ICSI)

Burada sözünü ettiğimiz mikroenjeksiyon yöntemi ise intrasitoplazmik sperm enjeksiyonu (ICSI) tekniğidir. IVF tekniğinde çok sayıda sperm hücresi kadın üreme hücresi olan yumurtanın etrafına konuyor. Sperm hücrelerinden birinin kendi kendine yumurtayı döllemesi bekleniyor. Ancak normalde kadının rahminde gerçekleşen bu olay, IVF yönteminde laboratuvar ortamında gerçekleştiriliyor.

Mikroenjeksiyonda ise kendi kendine bir döllenmenin olması beklenmez çünkü sperm, yumurtanın içerisinde enjekte edilir. Bu durum iki yöntemin arasından tek ve en önemli farktır. Yumurtaya enjekte edilen sperm ile döllenmenin meydana gelmesi sağlanır ve sonrasında embriyonun gelişimi için bir süre beklenir. Embriyolar arasından en uygun olanı seçilerek kadının rahmine transfer edilir.

Elbette bu iki yöntemden hangisi tercih edilmiş olursa olsun, tüp bebek tedavisinin başarı oranı gayet yüksektir. Ancak sperm sayısı, spermin hareketliliği gibi unsurlarla ilgili problemler olduğunda ICSI yönteminin daha başarılı bir netice elde etmeyi sağladığını söyleyebiliriz. Zira döllenmenin sperm kaynaklı olarak meydana gelmemesi olasılığı minimal baza çekilmiş oluyor. Çünkü mikroenjeksiyon yönteminde bir anlamda spermin yumurtaya ulaşarak döllenmeyi sağlaması laboratuvar ortamında uzmanlar tarafından gerçekleştirilen bir işlem oluyor.

Mikro Enjeksiyon Yöntemi Avantajları

Mikroenjeksiyon yöntemi avantajları

Fertilizasyon yani döllenmenin daha yüksek oranda gerçekleşmesi mikroenjeksiyon yönteminin en önemli avantajıdır. Özellikle sperm sayısı ve sperm kalitesi ile alakalı problemler söz konusu olduğunda bu yöntemin avantajları çok daha net bir şekilde kendini belli ediyor. Çünkü bu gibi durumlarda IVF yöntemi ile döllenmenin meydana gelmesi son derece zor bir ihtimaldir. Özellikle azospermi durumunda döllenme neredeyse imkansız bir eyleme dönüşebiliyor. Ancak mikroenjeksiyonun tercih edilmesi halinde tablo çok daha farklı bir hal alıyor.

Mikroenjeksiyonda sadece tek bir sperm hücresi bile döllenmenin sağlanması için yeterli olabiliyor. Azospermi durumunda yani menide hiç sperm olmaması halinde testisten birkaç sperm hücresinin alınması söz konusu olabilir. TESE gibi yöntemler ile bu işlem sağlandığında bir diğer aşama olan mikroenjeksiyona geçilebiliyor ve dolayısıyla gebelik şansının halen devam etmesi de sağlanmış oluyor. Bu birkaç sperm hücresi ile döllenmenin meydana gelmesi için devreye ICSI tekniğinin girdiğini söyleyebiliriz. Bu teknik sayesinde hücre seviyesinde işlem yapmak mümkün olabiliyor. Sadece tek bir sperm hücresi kullanıldığında dahi döllenme başarı oranının % 70 hatta % 80 dolaylarına çekilmesi söz konusudur. Dolayısıyla bu gibi sorunlar yaşayan çiftler için de gebelik elde edilme hayalinin gerçeğe dönüşmesi mümkün hale geliyor.

Mutlaka göz atın –> Sperm Hareketliliği

Mikroenjeksiyon Yönteminde Anomali Riski Artar Mı?

Günümüzde mikroenjeksiyon yönteminin uygulanması durumunda yeni doğan bebeklerde anomali ya da bazı yapısal sorunlar olması ihtimali üzerine çok sayıda araştırma yapılmaya devam ediliyor. Bu durum söz konusu yöntemin bebeklerde anomali riskini artırdığı yönünde çeşitli endişelerin doğmasına yol açtı. Ancak şimdiye dek yapılan çok sayıda farklı araştırmanın neticesinde bu yönde herhangi bir bulguya rastlanmadığını da belirtmemiz gerekir. Dolayısıyla bu yöntemin bebeklerde anomali riskini artırdığından asla söz edemeyiz. Zira bu konuda bilimsel bir bulgu bulunmamaktadır.

Aile öyküsünde anomali olan çiftlerin genetik tarama yaptırmasında fayda olacaktır. Bu konuda doktorunuzdan daha fazla bilgi alabilir ve tarama testinin yapılıp yapılmaması gerektiği doktorunuzdan öğrenebilirsiniz. Konuyla ilgili sorularınızı ise hemen yorum bölümüne yazabilirsiniz.

Bilgi sahibi  olun –> Kısırlıkta Erkek Faktörü

 

Detaylı bilgi için Özel Bahçelievler Kadın Hastalıkları ve Doğum Merkezimizi arayarak ulaşabilirsiniz.
Cep Tel: 0532 414 56 66
Ofis Tel: 0212 603 66 54
E-Mail: info@saithalil.com